Perla de Los Andes (Antların İncisi) olarak anılan Tarma, Peru'nun Amazon'a giren yollarından birinin kapısını tutuyor. Bu bölgeden Amazon'na girmek pek alışık olunan bir rota değil. Orjinal bir rota arayışıyla yol arkadaşımla birlikte kendi kafamıza göre harita üzerinden kendimize bu yolu seçmiştik. Amacımız Tarma'dan devamla La Merced ve Satipo'yu takip ederek Atalaya'dan Rio Urubamba Nehri üzerinden Quillabamba'ya giden bir bota binmekti. Ama Tarma'ya gidince bunun o kadar da kolay bir iş olmadığını, Atalya'ya varsak dahi Rio Urubamba üzerindeki bot seyahatinin Amazon Bölgesi içinde günlerce sürecek (kimse kesin gün sayısı veremiyordu çünkü hava koşulları çok belirsizdi) ve her türlü riske (Maleria ve bilmediğimiz daha birçok virüs) açık olacaktık. Gözümüzü korkuttuklarını kabul ediyorum. Biz de Amazon Bölgesi'ne Bolivya'dan girmeye ve şimdilik Tarma ve çevresini gezip Cusco'ya devam etmeye karar verdik.
Huagapo, Tarma'ya kırkbeş dakika uzaklıkta ve Peruluların dediğine göre Güney Amerika'nın en büyük, derin mağarası olan "La Gruta"nın bulunduğu yer. Zaten Huagapo, Keçua dilinde "ağlayan mağara" anlamına geliyor. Pre-İnka döneminde erkeklerin Inka ile savaşmak için köyden ayrılırken karılarını ve çocuklarını bu mağaraya bıraktıklarına fakat dönmeyinde mağaradaki eşlerin ve çocukların ağlaya ağlaya günümüzdeki mağaradan akan suları oluştuklarına dair bir de efsanesi var. İçeriye doğru sadece 2800m'si keşfedilmiş olan mağaranın ağzı 30m yükseklikte ve derine doğru 200m indiği biliniyor. İçindeki sarkıt ve dikitlerle etkileyici atmosferini pekiştiren mağaranın içinde belirli bir yerden sonra ışık kalmıyor ve devam etmek için profesyonel tırmanış ekipmanları gerekiyor.
La Gruta'da tanıştığımız rehberimiz Maria eşliğinde La Gruta'nın tepesindeki İnka harabelerini görmek ve ardından aşağıdaki kanyona ulaşmak için tırmanmaya başladık. La Gruta 3500m rakımıyla bir rahatsızlık vermezken, yükseklere tırmandıkça yorgunluktan çok sanki kalbim yerinden çıkacakmış gibi hissetmeye başladım. Tepedeki harabelere ulaştığımızda ise artık ancak muña çiğneyerek devam edebiliyordum. 4100m rakımda harabeleri gezerken kendimi biraz daha iyi hissetmeye başlamıştım ve aşağıya, kanyona doğru inmeye başlayınca ise iyiden iyiye kendime gelmiştim.

Uzunluğu hakkında rehberimizden yeterli bilgiyi alamasak da, yol boyu geçtiğimiz İnka duvarları, bu kanyonun çok uzun zamandan beri bu bölge halkının kullanımında olduğunu kanıtlıyordu. Yol boyu gördüğümüz ve rehberimizin "bunu kaynat ve iç" diyerek toplayıp bana verdiği çiçekler ve bitkileriyle Huagapo, Amazon Bölgesi'ne geçemesek de, Tarma'yı bizim için değerli kılan yer oldu.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder