Arica Şili'nin kuzey batısında Pasifik kıyı şeridinde bir şehir. Tarih boyunca Peru ve Şili arasında gidip gelen şehir en son Şili topraklarının içinde haritadaki yerini almış. Bizim Arica'ya gitme nedenimiz is tamamen farklıydı. Amacımız, bölgenin ilk insanları olan Chinchorroları ve onların en eskisi 8000 yıl geriye giden ve dünyanın en eskileri kabul edilen mumyalarını görmekti.
Chinchorrolar, dünya üzerinde ölülerini mumyalayan ilk topluluk olarak kabul ediliyor. Aslına bakarsanız, bu bölgeden itibaren kuzeye, Peru'nun kıyı sahili boyunca Ekvator'a kadar mumyaları görmek mümkün ama hepsinin asıl çıkış noktası burası olduğu için biz de Museo Arqueológico y Antropológico de San Miguel de Azapa (San Miguel de Azapa Arkeoloji ve Antropoloji Müzesi)'ni ziyaret etmeye karar verdik. Müzede yetişkin insan, çocuk ve bebek mumyalarının yanı sıra mumyalama işleminin ayrıntıları ve topluluğun yaşam koşullarıyla ilgili ayrıntılı birçok bilgiye de sahip olduk. İnsanlık tarihi ve yaşam biçimlerinin ne kadar radikal bir şekilde değiştiğini ve çeşitlendiğini görmek açısından benim için çok yararlı bir ziyaret olduğunu söyleyebilirim. Ama Arica bizi bu kadarla bırakmadı...
Müze ziyaretimizi tamamladıktan sonra, otobüs saatimizi beklerken güzel bir yemek yemeye karar verdik. Okyanus kıyısında olduğumuzdan ve balık pazarının çeşitliliği ağzımızı sulandırmaya yettiğinden limanın yolunu tuttuk. Hedefimiz, bize tarif edilen limandaki salaş balık lokantasıydı. Güney Amerika'nın çalışma saatleri çok farklılık gösterebiliyor. Mekanlar hemen öğleden sonra kapanıp şanslıysanız akşamüstü veya ertesi gün açılıyor. Biz o kadar da şanslı değildik. Lokanta kapanmıştı ve ertesi güne kadar da açılmayacaktı. Ne yapacağımızı düşünerek liman boyu yürürken açlığımızı unutturan o manzarayla karşılaştık. Limanda, hemen kıyıda onlarca devasa deniz aslanı denizin içinde yarı bellerine kadar çıkmış güneşleniyorlardı. Onlara yine kocaman pelikanlar eşlik ediyordu. Kıyıda bizim gibi bir sürü insan vardı. Ama onlar sanki bu manzarayı görmüyormuş gibi kendi aralarında muhabbet halindeydi. Sanırım onlar için bu manzara gayet normal bir manzaraydı ama biz, deniz aslanlarını sanki bir tek biz görüyormuşuz, bu manzara bir hayal ürünüymüş gibi hissediyorduk. Sonuç olarak Arica, bize umduğumuzdan fazlasını vermiş, şehir algımızı değiştirmişti. Şaşkınlığımız geçince açlık tekrardan ağır bastı ama bu sefer ne yediğimizin artık bir önemi kalmamıştı. Şehir merkezine dönüp klasik kızartılmış balık ve patates rutinimize geri döndük.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder