Trinidad'da yaptığımız şehir turunun ardından soluğu turizm ofisinde aldık. Bize şehrin haritasını verip pek bir şey olmadığını tekrardan beyan ettiler. Dışarı çıkıp haritayı açtığımızda ise solaltta küçük bir fotoğraf gördük. Pembe bir yunus bize bakıyordu. Amazon'un pembe yunuslarını pek çok defa dinlemiştik ama görmesi hiç nasip olmamıştı. Hemen tekrar içeri girip pembe yunusları nasıl görebileceğimizi öğrendik. Bize söyledikleri, bunu ancak bir turizm acentasının düzenlediği turlarla yapabileceğimizdi. Turizm acentası diyince başımıza ne geleceğini biliyorduk ama yine de bilgi almak için acentanın yolunu tuttuk. Acentaya girdiğimizde ofisteki orta yaşlarında güler yüzlü hanım bizi karşıladı. Konuyla ilgili bize bilgi verirken, masasının arkasındaki konsolun üstünde seramik yuvarlak bir tabak içindeki fotoğrafını gördüm. Dijital baskıyla oturtulmuş fotoğrafının çevresinde Kapadokya yazıyordu. Bu arada yol arkadaşım bana dönmüş "bu çok para, boşverelim" diyordu. Oysa ben çoktan odaklanmıştım. "Kapadokya'ya mı gittiniz?" diyerek sohbete girdim. Kadın gülümsedi. Türk olduğumu ekleyince de tüm seyahatini bir çırpıda anlattı. Gülüşmeler ve anılar eşliğinde sohbetimizi tamamlamıştık ki kadın lafa girdi. "Size söylediğim köye gidin. Orası nehrin kenarındadır ve kayıkları olan köylüler vardır." Anahtar kelimeleri seçip alt metni okumuştuk. Birbirimize teşekkür edip ordan ayrıldık ve Puerto Balivian'a gitmek için iki motor taksiye atladık. Yaklaşık 20 dakikalık bir yolculuktan sonra Puerto Balivian'a varmış ve ufak bir soruşturma sonucunda gezi kayığımızı ve bizi gezdirecek olan rehberimizi turun bize söylediği rakamın sekizde biri fiyatına ayarlamıştık. Yol arkadaşım ve ben, rehberimiz ve sevimli oğlu ile pembe yunusları bulmak için yola koyulduk.
![]() |
| büyük bir sel felaketinden sonra yeni yeni kendine gelen Puerto Balivian |
![]() |
| gezi kayığımız El Bufeo |
![]() |
| rehberimiz ve sevimli oğlu |
Biz heyecanlıydık ama rehberimiz çok serinkanlı görünüyordu. Yaklaşık yarım saatlik bir nehir yolculuğundan sonra bunun nedenini anladık. Bir anda etrafımızda bir hareket başladı. Sağımızdan solumuzdan pembe pembe yunuslar suyun üstüne çıkıp bize bakıyor sonra suya geri dalıyorlardı. Koskaca bir ailenin oyun bahçesine girmiştik. Nereye bakacağımızı şaşırdık. Nehrin derinine dalıp çamuru havalandırıyorlar, suyun üstüne çıkıp bizi gözlüyorlardı. Rehberimizin oğlu da "aqui, aqui!" diye parmağıyla bize yunusları göstermeye çalışıyordu. Birçok video ve fotoğraf denememizin sonucunda yol arkadaşım Jim muradına erdi ve bu güzel fotoğrafı çekmeyi başardı. Sizlerle paylaşmak istiyorum.
Başta pek bir önyargıyla yaklaştığımız Trinidad, seyahatimin sondan bir önceki durağında bana yine "önyargıları bırak, eve öyle dön" diyordu. Dediğini yaptım. Önyargılarımı pembe yunusların yardımıyla nehrin dibindeki çamurlara gömdüm.




Hiç yorum yok:
Yorum Gönder